Geçtiğimiz aylarda önce Mutafakemelpaşa maden ocağında meydana gelen iş kazası 19 kişinin, Balıkesir-Dursunbey maden ocağında meydan gelen iş kazası 14 kişinin ölümüyle sonuçlandı.
Bundan dört yıl kadar önce Dursunbey’de aynı ocakta meydana gelen kazada da 17 kişinin öldüğü hatırlatıldı. Maden Mühendisleri Odasının hazırladığı “risk haritasında” da, ülkemizde 7’si çok riskli 9 maden bölgesinde 31.200 işçinin her an aynı kaderi paylaşabileceği belirtildi. Bir rapor halinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına da 2008 yılında gönderildiği belirtilen raporda, Mustafakemalpaşa ve Dursunbey ocaklarının “çok riskli” grupta yer aldığı beyan edildi.
Gözlem arşivime bir baktığımda, ilki 09.03.2003 tarihinde olmak üzere bugüne kadar tam 10 (evet on) makale yazdığımı gözlemledim. Tam yedi yıldan bu yana yazdıklarımızda ise henüz bir arpa boyu ilerlemediğimizi gördüm. Tabii bu durum çok üzücü... İş kazaları ve meslek hastalıklarında hala Avrupa’da birinciliği, Dünya’da da Bengaldeş ve Pakistan’dan sonra Dünya üçüncülüğünü kimseye kaptırmıyoruz. İlk üç sıranın İslam ülkeleri tarafından paylaşılması acaba bir tesadüf mü? Yoksa, iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda da “bize bir şey olmaz, Allah korur” zihniyetinin bir sonucu mu? Yapılan araştırmalar, kazaların sadece %3’ünün önceden görülemez (öngörülemez) kazalar olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişiyle, kazaların sadece %3’ü “dini” anlamda “kaza-kader” anlayışının sonucu olabilir. Buna karşılık, kazaların %97’sinin önceden tedbir alınıp önlenebileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, kazalar “kader” değildir demek yanlış olmaz.
Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin istatistikleri de yayınlandı. 2008 yılı sonuçları 8.8 milyon çalışana ilişkin verileri kapsamakta. Buna göre, kuruma bildirilen iş kazası sayısı 72 bin 963, meslek hastalığı sayısı ise 539. Bunların 866’sı ölümle sonuçlanmış. Bunların yaklaşık 61 bini hastanede yatarak tedavi şeklinde geçirilmiş. İş kazası ve meslek hastalığı sonucu kaybolan geçici işgöremezlik süresi ise 1 milyon 865 bin 115 işgünü. Ancak, hemen ekleyelim ki, bu kazalar resmi rakkamlar, SGK’ya kayıtlı olanları ve Kurum’a intikal eden verileri kapsamakta... Aynı istatistiklere göre, 2008 yılı “kayıt dışı” oranı %43.5 olduğuna göre, bu kesimde en azından resmi rakamın yarısı kadar iş kazası ve meslek hastalığı olduğu varsayılsa, yılda toplamda en az 110-120 bin iş kazası ve meslek hastalığı ile karşılaşıyoruz demektir. Yani ayda yaklaşık 10 bin kaza... %3 oranında meydana gelen (300) kaza “öngörülemez” (kader) sayıldığına göre, 9.700 kazanın (kader sayılmayan) önlenebilir nitelikte olduğu anlaşılıyor.
İstatistiklerde, kazaların genellikle 18-24 yaşlarındaki işçilerden 3 ay-1 yıl arası kıdemi olanlarda iş saatlerinin birinci saatinde yaşandığı belirtilmiş.Türkiye’de meydana gelen kazaların ise üç nedeni var: Denetimsizlik, eğitimsizlik ve eski teknoloji kullanımı... Ülkemizde iş müfettişlerinin yetersiz sayısı nedeni ile her yıl ancak işyerlerinin ortalama %10’u denetlenebiliyor. Bir başka deyişle, bir iş müfettişi bir işyerini denetledikten ancak 10 yıl sonra aynı işyerine uğrayabiliyor. Yasalarımızda ağır ve tehlikeli işlerde konuya ilişkin eğitim görmemiş işçi çalıştırılamayacağı yazılı ise de uygulamada bunu sağlamak hiç de kolay olmuyor. Nihayet, Batı ülkelerinde daha önce kullanılmış teknolojisi geri makinaların düşük maliyetle alınıp ülkemizde monte edilmesi de, kazaların meydana gelmesinde önemli faktörlerden biri...
İLO verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde iş kazası ve meslek hastalıkları sonucu meydana gelen ekonomik kayıpların Gayri Safi Yurt İçi Hasılalarına (GSYİH) oranı %4 olarak hesaplanmakta. TÜİK tarafından açıklanan 2008 yılı GSYİH’nın 950 milyar olduğu göz önünde bulundurulursa, iş kazası ve meslek hastalıklarının yaklaşık maliyetinin 38 milyar TL olduğu anlaşılmaktadır. Atatürk Barajı bize 8 milyar dolara (12 milyar TL) mal olduğuna göre, her yıl yaklaşık 3 Atatürk Barajı kaybettiğimizin farkıda mıyız acaba?